Otizmi Anlamak:Bir Ailenin Sonsuz Mutluluğu

Bir kadın ile erkeğin en mutlu oldukları an her halde, ilk bebeklerini dünyaya getireceklerini öğrendikleri zamandır. Anne olmak öyle bir duygudur ki, çocuğunuz anne karnına düştüğü andan itibaren, sevgisini de içinde hissetmeye başlarsınız. Dokuz ay gibi uzun bir sürecin bir an önce bitmesini ve onu kollarınıza almayı beklersiniz.

 Sonunda bebeğiniz dünyaya gelir, çalışan bir kadınsanız sadece onu kendiniz büyütmek için kariyerinizden bile fedakarlık edersiniz. Bütün gece sizi hiç uyutmayan bir bebeğiniz vardır, ama sabahleyin size öyle tatlı bir gülümsemesi vardır ki, her şeyi unutursunuz. Onun gün be gün büyümesini izlersiniz. Her hareketini kontrol edersiniz. Bir terslik var mı, eli kalkıyor mu, adımını atıyor mu diye göz ucuyla bakarsınız. Bu aslında onu yaşam boyu kontrol etmeniz anlamına da gelir. Bu dünyada hiçbir varlık bu kadar süre çocuğunu kontrol edemez. Ama insan yani bir anne bunu kontrolsüz bir şekilde iç güdüsel olarak yapar, son nefesine kadar...

Sekiz ay sonra fiziksel görünümünde her hangi bir değişiklik yok iken, birden bazı terslikleri fark edebilir anne. Ters giden bir şeyler vardır. Doktorlara götürür çocuğunu, ama hiçbir doktor her hangi bir sorun olduğunu tespit edemez. Çocuk artık iki yaşındadır. Kendisi ile aynı yaşlarda olan çocuklardan farklı olduğunu artık çevresindekiler de fark etmektedir. Olası teşhis sonunda konur: “Otizm”. Yüzde 6-8 oranında görülmektedir toplumda bu farklılık. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok rastlanmaktadır. Otizm kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değer göstermektedir. Otistik teşhisi konulan çocuğun, sosyal ilişkileri zayıftır, iletişim kuramaz, davranış tarzında anormallikler vardır.

Bu nasıl olur diye düşünür ebeveynler, inanmak çok güçtür. Hatta böyle bir şanssızlığın kendi başlarına gelmesinden dolayı, ciddi inançsızlıklar gösterirler. Tanrı’ya inanmayı bırakırlar. Bu ciddi şoku atlattıktan sonra, işin detayını, gerçeğini öğrenmek için başlarlar doktor, doktor gezmeye.. Türkiye şartlarında bu tür hastalıkların teşhisi ne yazık ki, yakın bir zamanda yapılamamaktadır. Halbuki, bunu gerçekleştirecek hastaneler ve özel klinikler olsa, çok daha kısa bir zamanda, çocuklar tedaviye başlayabilirler ve daha kolay yol alırlar. Ama olmuyor işte, bizim ülkemizde bu tür vakaların öğrenilme yaşı minimum üç… Bu arada aileler ciddi bir yıkım içine giriyorlar. Çocuklar önemli bir yaradılış farklılığı ile baş etmeye çalışırken, ebeveynler bunalımlara bile girebiliyorlar. Evlerini terk eden babalar var mıdır bilmiyorum ama, eşler arasında ciddi anlaşmazlıkların yaşandığı kesindir. Kadın-erkeği, erkek-kadını suçlar. Ama artık yüzleşme zamanıdır ve gelecekteki çocuğun gelişimiyle ilgili ebeveynler düşünmeye başlarlar.. Anne, bu baskı altında daha güçlü olmaya çalışır. Şimdi daha çok imkanlar vardır, otistik çocuklar ile ilgili internette binlerce makale, yüzlerce araştırma vardır. Okuyarak otizmin ne olduğunu öğrenmek mümkündür.

Bu aşamada ebeveynlerin depresyona girmeden “sonuç odaklı” düşünmeleri gerekir. Eğer otistik bir çocuğu olan aile var ise öncelikle onların eğitilmeleri gerekiyor. Çünkü, aile bireyleri, çocuklarını çok iyi gözlemeleri gerekmektedir her hastalık aşamasında. “Sabır ve sevgi”, bu hastalığın aslında tek tedavisidir... Otistik çocuklarda önemli bir “otizm kültürü” vardır. Bir anne bunu çabuk fark eder. Otistik bir çocuk ile normal bir çocuk arasında aslında çok büyük farklılık yoktur. Onların da duyguları aynıdır. Düşüncelerini otistik çocuklar hemen söylerler. Kim ne demiş, neden böyle olmuş ya da ne olacak demez. Dolambaçlı sözlerle karşı tarafı kandırmaya hiç çalışmaz.

Otistik çocuğa sahip olan ebeveynlerin geliştirdikleri en önemli yetkinlik her halde “empati”dir. Çünkü, çocuğunu anlamak ve ona saygı duymayı kavramak zorundadır artık. Bu uzun bir yolculuktur, süresi ne yazık ki hiç yoktur. Bu süreçte “anlar” vardır, “gelecek” yoktur. Eğer bir ebeveyn geleceği düşünmeye başlarsa, bu yolculuktan üzülerek ayrılmak zorunda kalabilir.

Bir anne çocuğunun yeteneklerini anlamaya çalışır. Bazen otistik bir çocuğun “bıçağa” dikkatle baktığını fark eden anne, oğluna cesaretle bu bıçağı teslim edebilir. “Güven” işte bu noktada çok önemlidir. Çocuğa güven; onu “özgürleştirir.” Bir gün bir bakarsınız, bıçağa dikkatle bakan otistik bir çocuk, muhteşem bir “aşçı” olup çıkıverir. Nefis yemekler yaparak, çevresindeki herkesi şaşkına çevirebilir. Ya da “garson” olabilir. Düşünebiliyor musunuz, otistik çocukların aslında çocuk yaşta yetenekleri keşfedilirse, “meslek sahibi” olmaları mümkün. Onları “sen akıllısın, sen beceriklisin” diyerek büyüten anne ve babalar, çocuklarının da geleceklerini hazırlamış oluyorlar. Bu çocuklar aslında “mucize çocuklar”dır. Nice müzisyenlere/ressamlara taş çıkartırcasına özel yetenekleri vardır. Verin ellerine bir kemanı, piyanoyu, tuvali…. Bakın neler yapabiliyor otistik çocuklar, yeter ki onlara güvenin, stresle bakmayın bu çocuklara. Bir anne otistik çocuğuna güçlü olabileceğini gösterebilirse, bu küçük kalplerde umut ışığı beliriverir aniden..

Yıllar önce Ege Üniversitesi öğretim üyelerinden “Cengiz Demir” ile tanıştım. Tanıştığımız andan itibaren de çok iyi dost olduk. Birbirimize hayat hikayelerimizi anlattığımızda, onun “otistik” bir çocuğu olduğunu öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Bir kadın ve anne olarak Cengiz Hoca’nın eşi Nesrin Hanım’ı ve oğulları Raci’yi tanımak istiyordum. Sonunla bu güzel aileyi geçtiğimiz Pazar günü “Anadolu Otizm Vakfı”, İzmirlileri otizmle buluşturduğu gecede Raci, harika piyano çalarken tanıdım. “Raci Demir”, bu sene “Işılay Saygın Buca-Güzel Sanatlar Lisesi”ne ilk “kaynaştırma öğrencisi” olarak alındı. Kısacası, Raci; yüzlerce otistik çocuğa “MODEL” oldu. Bir ilki başardı. Yeteneklerini en iyi şekilde sergiledi. Raci’yi piyano çakarken duymalısınız, spor yaparken izlemelisiniz, sofra hazırlarken seyretmelisiniz ve demelisiniz ki: “TEBRİKLER, RACİ” seninle birlikte mücadele eden pek çok arkadaşına önemli bir ders verdin. Başaracağını, başarılı olunabileceğini onlara gösterdin. Ben, senin “ÖZEL” bir çocuk olduğuna inanıyorum. Bir gün üniversite sınavlarına gireceğine, ve üniversiteli” olacağına, bir meslek sahibi olup para kazanacağına , diğer yandan da İNSANLIĞA da faydalı olacağına eminim. “TEŞEKKÜR EDİYORUM” size Prof.Dr. Cengiz Demir ve Doç.Dr. Nesrin Demir, topluma ve insanlığa RACİ gibi bir evlat yetiştirdiğiniz için… Umut oldunuz pek çok kişiye...

Orjinal : http://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/6863